ffBirkaç gündür aklıma hep aynı fıkra geliyor. Bir gün cehenneme müfettişler gelmiş. Zebaniler bu gelenleri gezdirirken her millet için hazırlanan kazanların yanından geçiyorlarmış. Her kazanın başında bir iblis kazandan çıkmaya çalışanları elindeki çatal benzeri aletle içeri tıkıp durmaktaymış. Fransız, Alman, Amerikalı derken bir kazanın başına gelmişler ki kazanın başında kimse yokmuş. Müfettişler sormuş: “Neden bunun başında kimse yok?” Zebanilerden biri gülerek cevap vermiş: “Bu kazanda Türkler var ve onlar için herhangi bir önleme gerek yok çünkü kaçmaya çalışanı zaten içeridekiler geri  çekiyor.”

Uzun zamandır hemen her gün severek okuduğum, arada bir çeşitli şekillerde dahil olduğum FF aleminde son günlerde olanlar, siteden aldığımız keyfi ve fikirleri bir anda sıfırladı. Bazılarını sanal alemin dışında tanıdığım ve çok sevdiğim, bazılarını ise FF vb. ortamlarda tanıdığım ve ilgiyle takip ettiğim bir sürü kişi adeta iki safa ayrılmış ve sürekli aynı konuyu tartışıyordu.

Olanları uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, sonuçta herkes biliyor. Kim blogger; kim değil, kim şirketlere yaranmaya çalışıyor; kim yaranmıyor bu yazının konusu değil zaten.

Konuya dönersek Uno, Microsoft vb. bir sürü blogger organizyonu yapıldı son zamanlarda ancak hiçbiri Rixos kadar ilgi ve/veya tepki çekmemişti, tartışılmamıştı. Eminim bunun bir sürü nedeni vardır ancak bence en önemli nedeni Rixos’ta yaşananların “bir reklam edasıyla” FF’ye sürekli post edilmesiydi. Ya da ilk bakışta öyle görünüyordu….

Rixos’a gidenlerin hemen hemen hepsi FF’yi kullanmaya başladıklarından beri (Bu tür organizsyonlardan çok önce) evlerine aldıkları çelik tencereden, inceledikleri telefona; havanın açık olmasından, gidilen bir partiye kadar her yaptıklarını çeşitli sosyal medya araçlarıyla zaten anında siteye post ediyorlardı. Bu nedenle çok doğaldı Rixos’ta yaşananların an be an buraya post edilmesi. Tıpkı Microsoft’un ofis gezintisi, Uno’nun blogger sofrası veya aklıma gelmeyen herhangi bir şirketin blogger organizasyonu gibi. Son organizasyonun diğerlerinden en büyük farkı ise Rixos’un elindeki malzemenin çok daha değerli, çok daha yazılmaya değer olduğuydu. Görülen her ilginç şey (ki ben gördüğüm fotolardan gerçekten de yazılmaya değer olduklarına inanıyorum) anında FF’deydi ve site Rixos fotolarıyla dolup taşmıştı, yani Rixos’un tam da istediği şey gerçekleşmişti, firma başarılı olmuştu.

Şahsen söz konusu tatile giden hiç kimsenin reklam yapmaya veya o şirkete yaranmaya çalıştığını sanmıyorum. Yaptıkları, zaten her zaman yaptıkları şeydi; yani “yaşadıklarını anında paylaşmak”. Daha iyi anlatabilmek adına yine medyadan bir örnek vermek gerekirse sanıyorum kimse Uğur Dündar’ın dürüstlüğüne güvenmiyorum diyemez zaten bu nedenle “Kılıçdaroğlu vs Gökçek” vb. tartışmalar onun moderatör olduğu programlarda yapılmıştır. Peki Uğur Dündar’ın kanalı Star bu tartışmalardan maddi manevi fayda sağlamamış mıdır? Pekala sağlamıştır. Peki bu bizim için Uğur Dündar’ın dürüstlüğüne gölge düşürür mü? Aklımızın ucundan bile geçmez.

Hepimiz biliyoruz ki hiçbir şirket insanların kara kaşı, kara gözü için birşeyler yapmaz. Sonuçta amaç daha fazla para kazanmak ve gündemde olmaktır. Son dönemin en rağbet gören pazarlama kanallarından biri olan sosyal medyayı şirketlerin kendilerini öne çıkartmak için kullanmaları da bu nedenle gayet doğaldır. Unutmamak gerekir ki adına bile “medya” dediğimiz bu tarz yerler artık bizlerin çöplüğü olmaktan çıkmış ve kendi içinde bir “mecra” haline gelmiştir. Bu, eleştirilmesi yerine sevinilmesi gereken bir şeydir çünkü artık insanların ve şirketlerin sosyal medyanın farkında olduğu ve önemsediği çok net şekilde ortadadır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Artık bu son! En azından benim açımdan son… Bir daha herhangi bir erişim engelleme yazısı görmeyeceksiniz, kendi sinirlerimi de sizin sinirlerinizi de bozmak istemiyorum çünkü.

Yasaklanan sitenin ne üzerine olduğu konusunda bir fikriniz vardır sanırım. Tabii ki “video sharing”. Bugün de Dailymotion‘a hoşçakal dedik! Zaten videoymuş, paylaşımmış bizim neyimize… Öyle değil mi pek sevgili!! büyüklerimiz!

dm

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

edevlet1Çalışanların bir süredir beklediği KEY ödemeleri dün başladı. Tabii başlaması ile birlikte rezaletletler zinciri de peşinden geldi.

8,5 milyon kişinin yararlanacağı KEY’in ödeme listeleri dünden itibaren çeşitli internet sitelerinde yayınlanmaya başladı! Ama ne başladı. Ödemesini öğrenmek isteyenler dün Resmi Gazete‘nin, Başbakanlık‘ın sitelerine ve ödemelerin kendi internet sitesine hücum etti. 8,5 milyon kişinin bu sitelere geleceğini bile bile gerekenden çok daha ufak bir sunucu kullanılınca da siteler anında çöktü ve 24 saat geçmesine rağmen halen ayağa kaldırılamadı. Tüm bunların ardından bir rezalet daha yaşandı ve milyonlarca insanın TC Kimlik Numaraları PDF formatında internette yayınlandı!

Tüm bunlar uzun yıllardan beri sürekli yetkililerce telafuz edilen ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen e-devlet projesini aklıma getirdi. Geçtiğimiz aylarda katıldığım bir toplantıda e-devlet için düğmeye basıldığı ve kilometre taşlarının belirlendiği açıklanmıştı. Bununla beraber bazı bilgiler de verilmişti.

Yorum katmadan sizinle bilgileri paylaşıyorum:

“E-devlet hazırlıkları uzun yıllardan beri devam ediyor. Bununla birlikte diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında çalışmalarda ilerleme yerine gerileme görülüyor.  2008 verilerine dayanan e-devlet çalışmalarında dünya sıralamasına bir göz atak gerekirse %91  ile İsveç, Norveç ve Danimarka ilk sırayı paylaşıyorlar. Türkiye ise %49 ile 76. sırada geliyor. 2005 yılı sıralamasında ise Türkiye’nin yeri 60.’lık. Sıralamada önümüzde Avrupa ülkelerinin yanı sıra bir çok Arap ülkesi de bulunuyor.

Yetkililerin terimini kullanırsak Bilgi Toplumu Stratejisi‘nde toplam 111 adet eylem bulunuyor. Bu eylem planının şu ana kadar tamamlanma oranı yalnızca %7. Rakamlarla ise 66 eylem hiç başlanmamış, 37 adedi başlanmış, 1 tanesi başlanacak, 7 tanesi de tamamlanmış olarak görünüyor.

Bu 111 eylem 11 adet projenin içerisinde bulunuyor. 1 Mayıs 2008 ile 1 Ekim 2009 arasında bitirilmesi planlanan projeler şunlar:

  1. Online araç tescili
  2. E-adli sicil
  3. Online şirket kurulumu
  4. Sağlıkta e-randevu
  5. E-ihale
  6. E-belediye
  7. Online dava işlemleri
  8. Tüketici portalı
  9. E-çevre izni
  10. Kültür portalı
  11. Yurtdışına e-ticaret”

Ülkemizin e-devlet anlayışını ve atacağı adımları yukarıda özetledim. Çok daha önceden bitirilmiş olması gereken projelerin daha başlanmamış bile olması gerçekten acı verici. Üstelik yıllardır yapılmayan çalışmaların bitirilmesi için koyulan tarihin 1 Ekim 2009 olması da ayrıca komik  kanımca. Üstelik önümüzde sınav sonuç ve ödeme listeleri açıklayabilme ile örnekler varken… Umarım devlet, internetin artık yalnızca bir ihtiyaç olmadığının, her alanda hayatımızda olduğunun farkına varır ve gerçekten doğru düzgün birimler oluşturur. Bu birimleri de işi gerçekten bilen kişilere emanet eder.. Yoksa ne mi olur?? 10 sene sonra bile “E-devlet mi?? O da nesi??” der ve kuyruklarda hayatımızı sürdürmeye devam ederiz…..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

PVTürk internetinin en büyük sorunlarından biri de ölçümleme. Bilinen ve başa oynayan hemen hemen tüm internet siteleri en büyük olduğunu söylüyor. Bazıları en büyük portal, bazıları en büyük video sitesi, bazıları en çok okunan gazete ve bazıları da en büyük arkadaşlık sitesi olduğu iddiasında. Bu ölçümleme kaosunun tek nedeni ise ölçümleme mekanizması veya standartının olmaması ve tüm sitelerin kendilerine göre rakamlar açıklamaları.

Aslına bakarsanız biz internet kullanıcıları olarak kimin en büyük olduğu okadar da önemli değil. Örneğin benim için bir haber sitesinin ne kadar kullanıcısının olduğu veya ne kadar sayfa görüntülenmesine sahip olduğu değil, haberlerinin doğruluğu ve çeşitliliği ile güncellenme hızı önemli. Bu görüşüm neredeyse tüm siteler için geçerli. Peki ölçümleme neden lazım, neden internet bir AGB’ye ihtiyaç duyuyor?

Her zaman savunduğum şeylerden bir tanesi internetin gelecekte en büyük reklam mecrası olacağı yönünde. Zaten üyelik ücretlerinin yalnızca belirli bazı hizmetlere indirgendiği, çoğu sitenin yalnızca reklam gelir modeline döndüğü bir dönemdeyiz. Yurtdışından verebileceğimiz en büyük örnek de Facebook! Sitenin çok büyük bir reklam mecrasına döndüğü ve içeride 80 bin b2b ve b2c sitesinin ticaret yaptığı hatta Visa’nın Facebook’a özel bir model geliştirdiği biliniyor. Ancak bu tür modellerin her zaman ve her yerde sağlıklı işleyebilmesi için doğru ölçümleme gerekiyor. Reklamverenler 3. parti bağımsız bir kaynaktan reklam verdikleri sitelerin değerlerini öğrenemedikleri için reklam bütçelerinin yalnızca belli bir kısmını internete ayırıyor çünkü nasıl bir mecraya verildiği tam olarak bilinmeyen ve bu nedenle geri dönüşü tam olarak ölçülemeyen bir modeli paranın sokağa atılmasına yakın oluyor. Böylece ne siteler hakettiği parayı kazanarak daha kaliteli hizmet verebiliyor ne de internet mecrası hakkettiği yere gelebiliyor.

Çözüm ise başta da belirttiğim gibi internet için bir AGB benzeri yapı kurmaktan geçiyor. Bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan ISP’lerin bir araya gelerek yayınladığı raporlar reklamverenler için kritik önem taşıyor ve hangi sitelerin popüler, hangilerinin düşüşte olduğu net ve şeffaf bir şekilde görüntüleniyor.

Türkiye olarak buradaki avantajımız ise yalnızca bir kaynaktan bu raporun çıkartılabilecek olması. Hiçbir firmanın bir araya gelmesine gerek kalmadan yalnızca Türk Telekom’dan gelecek olan bu rapor tüm sorunları çözebilir. Belli bir metodoloji yaratılarak (ajax requestlerin sayılması vb.) üretilecek yazılımın belli kodlarını kendilerine ekleyen web siteleri uçuk olmayan bir bedel karşılığında sisteme dahil olur ve ölçümleme problemi tamamiyle çözümlenir. Bu da internetle uzaktan veya yakından ilgisi olan herkesin işine gelir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Uzun uzun anlatmaya gerek yok, zira bu konuda aklımdan geçenleri farklı iki yazıyla aktarmıştım. Youtube dün öğlen saatlerinde yeniden kapandı. Vatana millete hayırlı olsun…..

youtube3

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu